Adaletin Savunucuları Baskı Altında
Her yıl 24 Ocak, dünya genelinde mesleki faaliyetleri nedeniyle tehdit, baskı, hapis ve şiddetle karşı karşıya kalan hukukçulara dikkat çekmek amacıyla “Tehlikedeki Avukatlar Günü” (Day of the Endangered Lawyer) olarak anılmaktadır. Bu özel gün, sadece bir anma günü değil, aynı zamanda hukuk devletinin en temel direği olan “savunma” makamına yönelik küresel bir dayanışma çağrısıdır.
Tarihsel Arka Plan: Madrid Katliamı
Tehlikedeki Avukatlar Günü’nün kökeni, yakın tarihin en karanlık saldırılarından birine dayanır. 24 Ocak 1977 tarihinde, İspanya’nın başkenti Madrid’de, aşırı sağcı militanlar Atocha Caddesi’ndeki bir işçi avukatları bürosuna saldırı düzenlemiş ve beş kişiyi katletmiştir. “Atocha Katliamı” olarak bilinen bu olay, demokratik bir toplumda avukatların can güvenliğinin aslında tüm toplumun özgürlüğüyle eşdeğer olduğunun simgesi haline gelmiştir. 2010 yılından itibaren ise bu tarih, her yıl farklı bir ülkeye odaklanılarak uluslararası bir farkındalık gününe dönüştürülmüştür. Ironiktir ki, ülkemizde de tam birkaç yıl sonra avukatlara Sistematik baskı ve zulüm başladı. 2013 sonrası binlerce avukat, yine binlerce hukukçu görevden atılarak, hapis, iskence ve hatta kaçırılıp aylarca işkenceye tabi tutulmuşlardır.
Avukat Neden Hedef Seçilir?
Bir avukatın hedef alınması, aslında savunduğu müvekkilinin haklarının ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının felç edilmesi anlamına gelir. Avukatlar genellikle şu nedenlerle baskı görürler:
- Özdeşleştirme: Birçok ülkede avukatlar, savundukları müvekkillerinin suçları veya siyasi görüşleriyle özdeşleştirilir. Terör suçlamasıyla yargılanan birini savunmak, avukatın da “terörist” ilan edilmesine neden olabilir.
- Hukuksuzluğun Önündeki Engel: Avukat, devletin veya güçlü odakların keyfi uygulamalarına karşı anayasal bir kalkandır. Bu kalkanın kırılması, hukuksuzluğun önündeki en büyük engelin kaldırılması demektir.
- İnsan Hakları İzlemeleri: Özellikle toplumsal davaları ve hak ihlallerini takip eden avukatlar, sistemin aksayan yönlerini ifşa ettikleri için susturulmak istenir.
Küresel Bir Tehdit: Sistematik Baskı Yöntemleri
Dünyanın pek çok yerinde avukatlar benzer baskı mekanizmalarıyla mücadele etmektedir:
- Yargısal Taciz: Mesleki faaliyetler nedeniyle açılan haksız soruşturmalar ve uzun tutukluluk süreleri.
- Fiziksel Şiddet ve Suikastlar: Avukatların duruşma çıkışlarında, ofislerinde veya evlerinin önünde saldırıya uğraması. Ayrıca gözaltına alıp türlü işkencelere maruz kalmaları. Kaçırılıp aylarca işkence gören avukatlar oldu bu süreçte. .
- Damgalama ve Dezenformasyon: Medya ve siyaset eliyle avukatların itibarsızlaştırılması. 17-25 ‘ten beri avukatlar Sistematik olarak takibat altinda. Sorusturma, dava ve uzun süreli hapis tazyikli altındadır.
- Baroların Bağımsızlığına Müdahale: Meslek örgütlerinin kontrol altına alınmaya çalışılması veya işlevsiz bırakılması. Ülkemizde aynı şehirde ikinci bir baro kurma garabetini maalesef yaşadık. Yürütme erkinin hukmedemediği şehirlerde ikinci baro kurdurmak ve bu barolara ayrıcalıklar taninmaktadir. Savunma Hakkının Zedelenmesi ve Mesleki Bağımsızlık
Avukatlık mesleğinin temel dayanağı savunma hakkıdır. Ancak bazı dönemlerde ve bazı yargı pratiklerinde savunma, yargılamanın tali bir unsuru gibi görülmekte; bu durum avukatların mesleki bağımsızlığını zedelemektedir. Avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilmesi, dosyalar üzerinden kriminalize edilmeleri veya görevlerini yerine getirirken baskı görmeleri, hukukun evrensel ilkeleriyle bağdaşmayan ciddi tehlikelerdir. Bu tür uygulamalar, yalnızca avukatları değil, doğrudan doğruya adil yargılanma hakkını tehdit eder. Ülkemizde de iktidarın hedef seçtiği kişi ve kurumların savunulmaması için avukatları da baskı altına alınmıştır. Kendi yandaşı avukatların kontrollü bir savunmasına muhtaç etmişlerdir. Fiziksel Güvenlik ve Şiddet Riski
Son yıllarda avukatlara yönelik sözlü ve fiziksel saldırıların artması, mesleğin en somut ve ürkütücü tehlikelerinden biri hâline gelmiştir. Adliyelerde, karakollarda, cezaevlerinde veya bürolarda yaşanan saldırılar; yeterli güvenlik önlemlerinin alınmamasıyla daha da ağırlaşmaktadır. Avukatların yalnızca mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef hâline gelmesi, hukuk devletinin alarm veren göstergelerindendir.
Örneğin, Av. Turan Canpolat, bu süreçte haksız yere atıldığı hapiste, cezasını tamamlamasına rağmen hukuksuz ve keyfi engellerle tahliye edilmiyor 10 yıldır. Kızı:
“Bu ülkede adaletin zerresi kaldıysa bu hukuksuzluğa derhal son verilmeli! Babam, suçsuz yere yıllarca yattı! Ceza süresi bitti, hâlâ içeride!”
Daha bunun gibi binlerce avukat, hakim, savcı – Nazi’lerin komplosuyla tüm muhalif olarak fişledikleri kişileri Uzun Bıçaklar Gecesinde tasfiye edip, hapislere doldurduları gibi-, aynı mizansen ülkemizde de tekrarlanarak görevden atılıp, hapsedilmişlerdir. Birçok avukat da ülkesini terkedip sürgünde ikamete mecbur kalmışlardır.
Savunma Yoksa Adalet De Yoktur
“Savunma” makamı, yargılamanın üç sacayağından (iddia, savunma, karar) biridir. Eğer savunma korku altındaysa, hakimin verdiği karar bağımsız; savcının sunduğu iddia ise denetlenebilir olmaktan çıkar. Tehlikedeki Avukatlar Günü, bu gerçeği tüm dünyaya haykırır: Avukatın özgür olmadığı bir ülkede, hiç kimse güvende değildir.
Bugün, sadece tehlike altındaki meslektaşlarımızı anmakla kalmıyor; aynı zamanda bağımsız bir savunmanın, demokrasinin ve insan onurunun vazgeçilmez bir şartı olduğunu bir kez daha teyit ediyoruz.
