Hukuk devletinin asıl sınavı, sonucu önceden belirlemek değil, karar ne olursa olsun herkesin o sonuca adil bir süreç sonunda ulaşıldığına inanmasını sağlamaktır.
AİHM’in Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararıyla ortaya koyduğu temel ilkelerin münferit bir dosyaya özgü kalmadığını, aksine aynı delil rejimi ve aynı yargısal kabul biçimiyle mahkûm edilen çok sayıda kişi bakımından uygulanmaya devam ettiğini göstermektedir.
Mahkeme, başvurucu lehine 16.250 avro manevi tazminata ve 4.406 avro masraf ve gider ödenmesine karar vermiştir. Bu miktar, uğranılan zararın tamamen telafi edildiği anlamına gelmez; ancak Mahkemenin ihlali teknik bir usul kusuru olarak değil, özgürlüğe ve ifade alanına ciddi şekilde temas eden ağır bir hak ihlali olarak değerlendirdiğini gösterir.
AİHM Büyük Dairesi’nin 5 Mayıs 2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı, 15 Temmuz sonrası yürütülen ceza yargılamaları bakımından son derece önemli bir dönüm noktasıdır. Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkûm edilmesinde en temel ceza hukuku ilkesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir: Kişi, şahsi kusuru ve suç kastı somut olarak ortaya konulmadan cezalandırılamaz.